top of page

TCMB Bekliyor, Fed Sertleşiyor

Doların Kısa Vadeli Gücü ve ABD’nin Uzun Vadeli Çelişkisi

ANA TEZ | Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının faizi yüzde 37’de sabit tutması yalnızca Türkiye’deki enflasyon görünümüyle açıklanamaz. Kararın arkasında, yükselen enerji fiyatları, küresel belirsizlikler ve ABD Merkez Bankasının yeniden faiz artırımına yönelebileceği bir dünya bulunmaktadır. Bana göre bu tablo, yılın geri kalanında doların güçlü kalabileceği yönündeki beklentimi desteklemektedir. Ancak doların kısa vadeli gücü, ABD’nin uzun vadede ekonomik ve siyasi güç kaybı yaşama ihtimalini ortadan kaldırmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 23 Temmuz 2026 tarihli toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tuttu. Gecelik borç verme faizi yüzde 40, borçlanma faizi ise yüzde 35,5 olarak korundu. Karar piyasa beklentileriyle uyumluydu. Ancak faiz oranından daha önemli olan, karar metninde enerji fiyatlarına ve jeopolitik belirsizliklere yapılan vurguydu.

Merkez Bankası, haziran ayında enflasyonun ana eğiliminde sınırlı bir gerileme olduğunu kabul ederken temmuz ayında geçici bir yükseliş yaşanabileceğini belirtti. İç talebin zayıflaması enflasyonu aşağı çeken bir gelişme olarak görülürken, yükselen enerji fiyatları ve jeopolitik gelişmeler aynı enflasyonu maliyet kanalı üzerinden yeniden yukarı itmektedir.

Bu tabloyu yalnızca “TCMB faiz indirmedi” şeklinde okumak eksik kalır. Asıl mesele, dünyada yeniden güçlenen dolar ve enerji maliyetleri karşısında Türkiye’nin para politikasındaki hareket alanının daralmasıdır.

TCMB neden beklemek zorunda kaldı?

Türkiye’de iç talep zayıflıyor. Kredi maliyetleri yüksek, tüketim yavaşlıyor ve şirketlerin fiyat artırma kapasitesi geçmiş dönemlere kıyasla sınırlanıyor. Normal şartlarda bu görünüm Merkez Bankasına faiz indirimi için alan açabilirdi.

Ancak Türkiye ekonomisi yalnızca içerideki talebe bağlı değildir. Enerji ithalatına duyarlı bir ekonomide petrol fiyatlarının yükselmesi; akaryakıt, ulaştırma, üretim, lojistik ve döviz talebi üzerinden enflasyonu yeniden besleyebilir.

Brent petrolün 23 Temmuz’da 96 doların üzerine çıkması, enerji kaynaklı enflasyon endişelerini yeniden küresel piyasanın merkezine taşıdı. Orta Doğu’daki çatışmaların ve enerji taşımacılığı güzergâhlarına yönelik tehditlerin artması, yalnızca petrolün fiyatını değil, navlun ve sigorta maliyetlerini de yükseltebilecek bir risk oluşturuyor.

Türkiye açısından bunun anlamı açıktır:

İç talepteki yavaşlama enflasyonu düşürürken, dışarıdan gelen enerji maliyeti bu düşüşü sınırlandırabilir.

TCMB’nin faizi sabit bırakması bu nedenle bir kararsızlık değil, hareket alanını koruma tercihidir. Merkez Bankası bugün faiz indirmiş olsaydı, hem Türk lirası üzerindeki baskı artabilir hem de yükselen enerji fiyatlarının enflasyona geçişi hızlanabilirdi.

Bana göre TCMB, faiz indiriminden tamamen vazgeçmiş değildir. Ancak küresel koşullar nedeniyle indirimin zamanlamasını ertelemektedir.

Türkiye faiz indirimi düşünürken ABD faiz artırabilir

Türkiye’de tartışma faizlerin ne zaman indirileceği üzerine kuruluyken ABD’de bunun tam tersi bir tartışma başlamış durumdadır.

Fed, federal fonlama faizi hedef aralığını yılın başından beri yüzde 3,50–3,75 seviyesinde tutuyor. Buna rağmen Fed’in Temmuz 2026 Para Politikası Raporu, ABD ekonomisinin belirsizliklere rağmen büyümeye devam ettiğini, iş gücü piyasasının genel olarak istikrarlı kaldığını ve enflasyonun yüzde 2 hedefinin üzerinde bulunduğunu gösteriyor. Raporda enerji kaynaklı arz şoklarının fiyat baskılarını artırdığı da açıkça belirtiliyor.

Bu görünüm Fed’in faiz indiriminden uzaklaşmasına, hatta faiz artırımını yeniden değerlendirmesine neden olabilir.

Küresel piyasalar da bu ihtimali giderek daha güçlü biçimde fiyatlıyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş kısa vadeli ABD tahvil faizlerini yukarı taşırken eylül ayında olası bir Fed faiz artırımına yönelik beklentiler güçlenmiş durumda.

Benim daha önce dile getirdiğim dolar görüşü tam olarak burada önem kazanıyor.

Doların güçlenmesi için ABD ekonomisinin tamamen sorunsuz olması gerekmiyor. Doların diğer para birimlerinden daha avantajlı bir konuma gelmesi yeterlidir.

ABD’de faizler yüksek kalırken diğer ülkelerde büyüme zayıflıyor, enerji maliyetleri artıyor ve merkez bankaları daha kırılgan kararlar almak zorunda kalıyorsa uluslararası sermaye yeniden dolar cinsinden varlıklara yönelebilir.

Bu nedenle doların gücü yalnızca ABD’nin başarısından değil, diğer ekonomilerin karşılaştığı sorunlardan da beslenmektedir.

Doların küresel gücü ile dolar/TL aynı şey değildir

Burada iki farklı dolar hareketini birbirinden ayırmak gerekir.

Birincisi, doların euro, yen, sterlin ve diğer gelişmiş ülke para birimleri karşısındaki küresel değeridir.

İkincisi ise doların Türk lirası karşısındaki hareketidir.

Bu ikisi aynı yönde ilerleyebilir ancak aynı nedenlere dayanmaz.

Küresel doların yönünü ağırlıklı olarak Fed politikası, ABD tahvil faizleri, güvenli liman talebi ve diğer büyük merkez bankalarının kararları belirler.

Dolar/TL’nin yönünde ise bunlara ek olarak Türkiye’deki enflasyon, TCMB’nin rezerv politikası, yerleşiklerin döviz talebi, dış finansman ihtiyacı ve para politikasına duyulan güven etkili olur.

TCMB’nin yüzde 37’lik politika faizini koruması, Türk lirasının kontrolsüz biçimde değer kaybetmesini sınırlayabilir. Yüksek TL faizi, mevduat sahiplerinin dövize yönelmesini yavaşlatabilir ve kısa vadeli sermaye girişini destekleyebilir.

Ancak yüksek faiz tek başına Türk lirasının kalıcı olarak değer kazanacağını garanti etmez.

Türkiye’nin enflasyonu ABD enflasyonunun üzerinde kaldığı, enerji ithalat faturası yükseldiği ve şirketlerin döviz ihtiyacı devam ettiği sürece dolar/TL üzerinde yukarı yönlü doğal bir baskı bulunacaktır.

Bu nedenle benim yıl sonu öngörüm, dolar/TL’de ani ve tek seferlik bir sıçramadan çok, dönem dönem hızlanan kontrollü bir yükseliş eğilimidir.

TCMB faizi yüksek tutarak bu yükselişin hızını sınırlayabilir. Fakat küresel dolar güçlenirken ve petrol yükselirken kurun yönünü tamamen tersine çevirmesi daha zor olacaktır.

Dolar neden yıl sonuna kadar güçlü kalabilir?

Benim temel senaryomda doların yılın geri kalanında güçlü kalmasını destekleyen dört unsur bulunuyor.

Fed’in faiz artırma ihtimali

ABD’de enflasyonun yeniden güç kazanması Fed’i faiz artırımına yöneltebilir. Faiz artırımı gerçekleşmese bile bu ihtimalin masada kalması ABD tahvil getirilerini ve dolar talebini destekleyebilir.

Güvenli liman talebi

Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji yollarındaki güvenlik sorunu ve küresel ticaret üzerindeki belirsizlik yatırımcıları likit ve güvenilir varlıklara yöneltebilir. Dolar bu noktada hâlâ en güçlü seçeneklerden biridir.

23 Temmuz’da doların Japon yeni karşısında yaklaşık kırk yılın en yüksek seviyesine ulaşması, faiz farkı ile güvenli liman talebinin aynı anda çalışabildiğini gösteriyor.

Enerji fiyatlarının ABD dışındaki ekonomileri daha fazla zorlaması

Petrol fiyatındaki yükseliş ABD’yi de olumsuz etkiler. Ancak enerjide dışa bağımlılığı yüksek Avrupa ve Asya ekonomileri üzerinde daha güçlü bir maliyet baskısı yaratabilir.

Bu durum Fed’in yüksek faiz politikasını sürdürmesine neden olurken diğer ülkelerin hem büyüme hem enflasyon sorunuyla karşı karşıya kalmasına yol açabilir.

Dolayısıyla petrol artışı ilk bakışta tüm ekonomiler için olumsuz görünse de döviz piyasasında dolar lehine bir ayrışma yaratabilir.

Doların alternatifsizliği

Doların küresel rezervlerdeki payı geçmiş dönemlere kıyasla azalmış olsa da üstün konumu devam ediyor. IMF’nin 2026’nın ilk çeyreğine ilişkin verilerine göre doların küresel döviz rezervlerindeki payı yüzde 57,13 seviyesinde bulunuyor. Bir önceki çeyrekte bu oran yüzde 56,42 idi; artışın bir bölümü kur değerleme etkisinden kaynaklandı.

Bu veri bize iki ayrı gerçeği gösteriyor.

Birincisi, ülkeler rezervlerini çeşitlendirmeye çalışıyor.

İkincisi, doları tamamen terk edecek güvenilir ve yeterince büyük bir alternatif henüz oluşmuş değil.

Euro siyasi ve ekonomik parçalanma riskleri taşıyor. Yuanın uluslararası kullanımı sermaye kontrolleri ve Çin’in finansal yapısı nedeniyle sınırlı kalıyor. Altın önemli bir rezerv aracı olsa da uluslararası ödemelerin ve kredi sisteminin tamamını tek başına üstlenebilecek bir para birimi değildir.

Bu nedenle doların payı kademeli olarak gerilese bile küresel sistemin merkezindeki konumu kısa vadede devam edebilir.

Kısa vadeli güç, uzun vadeli güvence değildir

Doların yıl sonuna kadar güçleneceğini düşünmem, ABD’nin uzun vadeli geleceğinin tamamen güvenli olduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine, ABD’nin kısa vadede kullandığı bazı güç araçları uzun vadede kendi sistemine zarar verebilir.

ABD; faizleri yükselterek sermayeyi ülkesine çekebilir, yaptırımlar yoluyla şirketleri ve devletleri kendi kurallarına uymaya zorlayabilir, dolar sistemine erişimi bir siyasi güç unsuru olarak kullanabilir.

Fakat bu araçların aşırı kullanılması, diğer ülkelerin alternatif ödeme sistemleri geliştirme isteğini artıracaktır.

ABD’nin temel çelişkisi budur:

Doları ne kadar fazla baskı aracı olarak kullanırsa, diğer ülkelerin dolara alternatif arama motivasyonunu o kadar güçlendirebilir.

Bu süreç doların kısa sürede tahtını kaybetmesine neden olmaz. Ancak uzun vadede sistemin aşınmasına yol açabilir.

ABD’nin Sovyetler Birliği’yle aynı kaderi yaşaması mümkün mü?

ABD ile Sovyetler Birliği aynı ekonomik ve siyasi yapıya sahip değildir.

ABD’nin gelişmiş sermaye piyasaları, teknolojik üretim kapasitesi, güçlü özel sektörü, üniversiteleri, girişimcilik sistemi ve rezerv para avantajı vardır. Sovyetler Birliği ise merkezî planlamaya dayalı, rekabet kapasitesi düşük ve ekonomik verimlilik sorunları yaşayan farklı bir sistemdi.

Bu nedenle ABD’nin Sovyetler Birliği gibi kısa bir sürede dağılacağını söylemek doğru değildir.

Ancak büyük güçlerin zayıflama süreçlerinde bazı ortak mekanizmalar bulunabilir.

Bir ülke askerî nüfuz alanını kendi ekonomik kapasitesinin üzerinde genişletirse, farklı coğrafyalardaki çatışmaların maliyetini sürekli üstlenirse ve iç ekonomik sorunlarını ikinci plana atarsa zaman içerisinde gücünü aşındırabilir.

ABD’nin kamu borcu ve bütçe açığı bu nedenle önemlidir.

Kongre Bütçe Ofisinin Şubat 2026 tahminlerine göre ABD federal bütçe açığının 2026’da 1,9 trilyon dolar olması bekleniyor. Halkın elindeki federal borcun millî gelire oranının yüzde 101’den 2036’da yüzde 120’ye yükselmesi öngörülüyor. Net faiz harcamalarının da aynı dönemde millî gelirin yüzde 3,3’ünden yüzde 4,6’sına çıkacağı tahmin ediliyor.

Bu görünüm ABD’nin yakın zamanda borçlarını ödeyemeyeceği anlamına gelmez. ABD kendi para birimiyle borçlanıyor ve dünyanın en derin tahvil piyasasına sahip.

Asıl risk, bütçenin giderek daha büyük bölümünün faiz ödemelerine ayrılmasıdır.

Savunmaya, altyapıya, teknolojiye, eğitime ve toplumsal refaha ayrılabilecek kaynakların borç faizi için kullanılması, uzun vadeli ekonomik hareket alanını daraltabilir.

Sovyetler Birliği’nin temel sorunlarından biri askerî ve siyasi gücünü ekonomik verimlilikle destekleyememesiydi. ABD aynı sistemde değildir; fakat ekonomik temelini ihmal ederek yalnızca askerî üstünlüğüne ve doların rezerv para konumuna güvenirse benzer bir güç aşınması yaşayabilir.

Bu bir dağılma olmak zorunda değildir.

Daha gerçekçi risk, ABD’nin dünya ekonomisindeki payının azalması, yaptırımlarının etkisinin zayıflaması, müttefiklerinin daha bağımsız hareket etmesi ve küresel düzenin daha çok kutuplu hâle gelmesidir.

Yıl sonuna kadar temel öngörüm

Benim ana senaryomda yıl sonuna kadar doların küresel ölçekte güçlü kalma ihtimali diğer senaryolardan daha yüksektir.

Fed’in temmuz toplantısında doğrudan faiz artırması kesin değildir. Ancak enerji kaynaklı enflasyon devam eder ve fiyat artışları ekonominin geneline yayılırsa eylül veya yılın son çeyreğinde faiz artırımı gündeme gelebilir. Fed’in 2026 takvimindeki bir sonraki toplantısı 28–29 Temmuz’da, sonraki toplantısı ise 15–16 Eylül’de yapılacaktır.

Türkiye tarafında ise TCMB’nin faiz indirimine başlayabilmesi için temmuz enflasyonundaki yükselişin geçici kalması, enerji fiyatlarının sakinleşmesi ve kur beklentilerinin bozulmaması gerekir.

Bu nedenle üç farklı senaryo görüyorum:

Ana senaryo: Güçlü fakat kontrollü dolar

Fed faizleri yüksek tutar, faiz artırımı ihtimalini masada bırakır ve petrol yüksek seviyelerde kalır. Dolar küresel olarak güçlü seyreder. TCMB yüzde 37 faizle Türk lirasındaki değer kaybını yavaşlatır ancak dolar/TL’de kademeli yükseliş devam eder.

Güçlü dolar senaryosu: Baskının sertleşmesi

Petrolün daha fazla yükselmesi, çatışmaların genişlemesi veya Fed’in faiz artırması durumunda dolar talebi hızlanabilir. Bu senaryoda gelişmekte olan ülke para birimleri üzerinde baskı artar ve TCMB’nin faiz indirim alanı büyük ölçüde kapanır.

Ters senaryo: Doların küresel gücünün sınırlanması

Orta Doğu’da gerilim azalır, petrol fiyatları geriler, ABD enflasyonu yavaşlar ve Fed faiz artırımından vazgeçerse dolar euro ve diğer gelişmiş ülke para birimleri karşısında güç kaybedebilir.

Ancak böyle bir durumda bile dolar/TL’nin aynı ölçüde gerilemesi garanti değildir. Türkiye ile ABD arasındaki enflasyon farkı ve Türkiye’nin döviz ihtiyacı nedeniyle kurda yatay ya da sınırlı yükseliş devam edebilir.

Bu nedenle benim görüşüm, “Dolar her koşulda ve her para birimi karşısında yükselecek” şeklinde kesin bir iddia değildir.

Benim öngörüm şudur:

Mevcut enerji, faiz ve jeopolitik görünüm değişmediği sürece doların yıl sonuna kadar güçlü kalması, belirgin biçimde zayıflamasından daha olasıdır.

Net sonuç

TCMB’nin faizi yüzde 37’de sabit bırakması, Türkiye’nin dezenflasyon sürecini koruma isteğini gösteriyor. Ancak aynı karar, Türkiye’nin dışarıdan gelen enerji ve dolar baskısına karşı ne kadar sınırlı bir hareket alanına sahip olduğunu da ortaya koyuyor.

Türkiye faiz indirimini düşünürken ABD faiz artırımını tartışıyorsa küresel sermayenin yönü kısa vadede dolar lehine olabilir.

ABD’nin yaptırım gücü, finansal piyasa derinliği, yüksek tahvil getirileri ve doların güvenli liman özelliği bu eğilimi desteklemektedir.

Fakat aynı ABD; büyüyen borçları, artan faiz harcamaları, genişleyen askerî sorumlulukları ve dolar sistemini aşırı kullanmasının doğurduğu alternatif arayışlarla karşı karşıyadır.

Bu nedenle kısa vadeli dolar gücü ile uzun vadeli ABD riski birbirine zıt değildir.

Bir ülkenin para birimi bugün güçlenirken ekonomik sisteminin gelecekteki yükleri büyüyebilir.

Benim beklentim, yıl sonuna kadar doların güçlü kalması; dolar/TL’nin ise TCMB’nin sıkı politikası nedeniyle kontrollü fakat genel olarak yukarı yönlü hareket etmesidir.

Uzun vadede ise ABD’nin geleceğini doların bugünkü seviyesi değil, sahip olduğu gücü ne kadar dengeli kullandığı belirleyecektir.

Çünkü hâkimiyet kurmak güç ister.

Hâkimiyeti sürdürebilmek ise ekonomik denge, üretim kapasitesi ve mali disiplin gerektirir.

Sinan Akhan23 Temmuz 2026

Bu değerlendirme kişisel ekonomik görüşümü yansıtmaktadır ve yatırım tavsiyesi niteliğinde değildir.

Son Yazılar

Hepsini Gör
Piyasa İki Sınava Aynı Anda Giriyor

Fed’in ileriye dönük dili ile büyük teknolojinin yapay zekâ harcamalarını kazanca dönüştürme gücü, aynı gün içinde fiyatlanıyor. Sinan Akhan | 29 Temmuz 2026 | Wall Street açılışı ASYA AVRUPA ABD

 
 
 

Yorumlar


bottom of page