top of page

Manhattan’da ‘asgari’ bir gün

Türkiye ekonomisinin son iki yılının anahtar kelimeleri ne diye sorsak; enflasyon, faiz, asgari ücret ve konut fiyatları ilk sıralarda gelir akıllara. Anadolu’nun yaygın kullanımı ile ister “annemgilde” kalayım ister kendi evimde isterse kirada sokağın gündemi bu dörtlü arasında gidip geliyor.

Artan faizler, konut fiyatları, artış oranı azalsada hissedilen enflasyon ve nominal olarak artsa da reel olarak artmayan ücretler.

EV SAHİPLİĞİNDE NEREDEYİZ

Merkez Bankası Başkanı Manhattan ile İstanbul kıyasında fiyatlardaki anormalliğe dikkat çekmek için “Annemlere yerleştik onların yanında kalıyoruz” ifadesini kullanıyor. Gerçekten de hem İstanbul özelinde hem de Türkiye genelinde hatta Avrupa ölçeğinde konut fiyatlarındaki artış oranlarında Türkiye ilk sırada yer alıyor.

Örneğin konut kira endeksinde zirvede bulunan Türkiye’nin endeksi 512 iken ABD’de bu endeks 142.

Aynı mülakatta Merkez Bankası Başkanı “10 evi olmamalı insanın, 10 insanın bir evi olmalı” ifadesini kullanıyor. Burada tabii özellikle konut sahipliğinin yatırım enstürmanına dönüşmesine ve oradan bir getiri elde etme arzusunun fiyat dengesini bozduğuna dikkat çekiyor.

Ancak konut sahipliği seviyesinin Türkiye’de %56,6 seviyesinde olduğu gözden kaçmamalıdır. Ve bu seviye nerdeyse Avrupa’nın en düşük seviyelerinden birisi. İstanbul’da ise bu oran %52’lerde.

KUŞAKLARARASI MİRAS: EV SAHİPLİĞİ

Her ne kadar Türkiye’de son iki yılda konut fiyatlarının yıldızı parlasa da, konut sahipliği kuşaklararası aktarımın bir mirası aslında.

Bizden önceki kuşaklar evlatlarına miras bırakma gayesi ile çocuk sayısı kadar mal mülk edinirlerdi. Özellikle gençlik yıllarında barınma sorunu yaşamış, “birlik evlerde” yaşamanın verdiği sosyolojik travmalardan ders çıkarmış, kendilerinden sonraki nesiller de yaşamasın diye ev edinmiş bir kuşaktan bahsediyorum.

Çok uzakta aramayın, hemen yanıbaşımızdalar. Bugün de bu anlayış nerede ise devam ediyor. Özellikle konut kredi faizlerinin makul, uzun vadeli borçlanmanın sağladığı konfor ve enflasyonist ortamda aylık ödemelerin görece eridiği bir süreçte tüm kuşaklarda normal bir davranışa dönüştü.

Dolayısıyla bu miras “10 insanın bir evi olmalı” önermesinin önünde güçlü bir engel teşkil ediyor idi. Ta ki konut fiyatları alt ve orta gelirin satın alamayacağı noktaya ve politika faizine paralel olarak konut borçlanma maliyetlerinin göze alınamayacağı seviyelere gelinceye kadar. Bugün maliyetlerin bu denli yüksek olduğu bir seviyede sosyal konut arzı konut sahipliğine kısa vadede çözüm olabilir mi sorusunu sorduruyor bizlere.

MERKEZ’İN AÇIKLAMALARI ASGARİ ÜCRET BEKLENTİSİNİ ETKİLER Mİ?

Her ne kadar fiyatlardaki anormalliğe vurgu yapan Başkan olsa da açıklamalarının kurumdan bağımsız düşünelemeyeceği aşikar. Son beş ayda giyim, gıda, ulaştırma ve konut fiyatlarındaki yukarı yönlü artış ortada.

Kasım 2023 itibariyle beş aylık enflasyon %33,65 seviyesinde. Yaşam maliyeti, enflasyon, verimlilik, kamuoyu beklentileri, yasal ve kuramsal çerçeve, yoksulluk sınırı, işverenin ödeme kapasitesi gibi pek çok faktör bugün asgari ücret seviyesini etkiliyor. Bunlara bir de Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarını ekleyebiliriz artık.

2021 yılında 2.825 Türk lirası olan asgari ücret bugün 11.402 Türk Lirası. Son altı aylık enflasyonla aslında asgari ücretli pazarlığın % 40 artış oranına denk gelen 15.962 seviyesinden başlayarak 17.100 seviyesinde bitmesini bekleyebilir, makul karşılayabilirdi. Bu seviye 2023 ile mukayese edildiği zaman yaklaşık %100’e denk gelen bir artış oranına denk geliyor.

Ama bügün asgari ücretli şunu sesli düşünüyor. Merkez Bankası Başkanı’na bu açıklamaları yaptıran hayat bize neler yaptırmaz. Bunu bügün asgari ücretli düşünüyor, yarın ise memur ve emekliler düşünecek.

TEK SEFERLİK ARTIŞ YETERLİ OLUR MU?

Bunu iki cephe açısından değerlendirmek daha makul bir yoruma götürebilir. Son iki yılda enflasyon karşısında hırpalanan ücretli ve bu duruma kayıtsız kalmayan iktidardan söz edebiliriz.

Hem 2021’de hem 2022’de asgari ücrete ikişer kez artış uygulandığını unutmayalım. Ancak bu artış oranlarının sürekli fiyat artışlarına neden olduğu dile getirildi. Ben ise nedenselliğin tersine çalıştığı hatta karşılıklı beslendiği fikrini taşıyorum. Yani aslında enflasyon arttığı için asgari ücret ve ücretler arttı, sonra ücret artınca fiyatlar normalin üstünde dalgalanmayı sürdürdü ve bugünlere geldi.

Ekonomi kurmayları periyodun dışındaki ücret artışlarının fiyatlardaki dengeyi bozduğunu, tüketici pozisyonundaki ücretlinin yeni bir zam alacağı beklentisiyle harcamaya devam ettiğini düşünüyor ve bu davranışı rasyonel bir zemine oturtmaya çalışıyor. Hem bu nedenle hem de enflasyon beklentisinin 2024 yılında % 36’lar olacağı beklentisi ile tek seferlik artışın yeterli olacağı kanaatini taşıyor.

Vatandaş ise enflasyonun Mayıs 2024’e kadar zirve yapacağı bir beş aylık periyoda umutla bakmak istiyor. Son iki yılda deneyimledikleri faydayı göz önünde bulundurarak tek artış periyodunun yeterli olmayacağını düşünüyor. Ve ilaveten genel seçimler sonrasında “serbest kalan” dövizin yerel seçim sonrasında da “serbest kalacağına” dair inancını pekiştiriyor. Bu durumun da fiyat artışı beklentisi olarak kendisine yansıyacağını düşünüyor. Hayat sahnesinin önemli bir aktörü olan asgari ücretli artık senaryonun her ay yeniden yazılmasını istemiyor.

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası böyle bir duruma da kayıtsız kalmayacağını ve gerekirse ikinci bir artışın önünü açacağını iyi biliyor.

Bizde hayaller Manhattan, hayatlar İstanbul.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Körfez kuru temizleme

Bir şehirde herkes aynı sızıyı kuşanabilir de kimse bilmez bir diğerinin göğsündekini. Bir emekli, market kasasında kuruşları sayarken yanı başındakinin de aynı kuyuda boğulduğunu görmez. Durakta otob

 
 
 
Jeopolitik Risk, Petrol ve Ayrışan Borsalar

14 Temmuz sabahında açıklanan veriler ve piyasa hareketleri, küresel ekonomide tek yönlü bir görünüm bulunmadığını; ülkelerin kendi ekonomik dinamikleri ile jeopolitik gelişmelerin piyasaları farklı y

 
 
 

Yorumlar


bottom of page