Doların Gücü ve ABD’nin Uzun Vadeli Geleceği Üzerine Bir Değerlendirme
- Sinan Akhan

- 3 Ağu
- 4 dakikada okunur
Son dönemde küresel ekonomide yaşanan gelişmelere baktığımda, yıl sonuna kadar doların diğer birçok yatırım aracına kıyasla daha güçlü bir performans gösterebileceğini düşünüyorum. Bunun temel nedenlerinden biri, ABD’nin yalnızca ekonomik değil; finansal, ticari ve jeopolitik alanlarda da küresel liderliğini koruma yönündeki kararlı tutumudur.
Benim değerlendirmeme göre ABD, dünya ticaretinin ve uluslararası finans sisteminin kendi kuralları çerçevesinde işlemeye devam etmesini istiyor. Küresel ticaret yollarının güvenliği, doların rezerv para konumu, uluslararası ödemelerin dolar üzerinden gerçekleştirilmesi ve sermaye akımlarının ABD merkezli finansal kuruluşlardan geçmesi bu sistemin temel parçalarını oluşturuyor.
ABD’nin diğer ülkeler üzerinde uyguladığı ekonomik ve ticari yaptırımlar da yalnızca siyasi bir araç olarak görülmemeli. Bu yaptırımlar aynı zamanda ülkeleri, şirketleri ve finansal kuruluşları ABD’nin belirlediği ticari düzene uyum sağlamaya yönlendiren ekonomik araçlardır. ABD, kendi pazarına, finans sistemine ve para birimine erişimi önemli bir güç unsuru olarak kullanmaktadır.
ABD ekonomisi kendi içerisinde enflasyon, kamu borcu, bütçe açığı ve istihdam piyasasındaki dalgalanmalar gibi önemli sorunlarla karşı karşıya olsa da, yönetimin ülke refahını korumak adına belirli ekonomik riskleri göze alabileceği mesajını verdiğini düşünüyorum. Bu tutum aynı zamanda ABD’nin kendi ekonomik, askerî ve finansal gücüne duyduğu güvenin bir yansımasıdır.
Bu çerçevede, Fed’in enflasyonun seyrine bağlı olarak yılın geri kalanında faiz artırımlarına başvurabileceği ihtimalini de göz ardı etmiyorum. Fed’in faiz politikasını ani ve kontrolsüz şekilde değil, ekonomik büyümeyi tamamen durdurmadan dengeli ve kararlı biçimde yürütmeye çalışacağını düşünüyorum.
Faizlerin yükselmesi dolar cinsinden finansal varlıkları daha cazip hâle getirebilir ve uluslararası sermayenin yeniden ABD’ye yönelmesini sağlayabilir. Böylece ABD, ticari yaptırımlarının ekonomik karşılığını alırken aynı zamanda para birimini güçlendirebilir, enflasyonla mücadele edebilir ve doların küresel sistemdeki geleceğini güvence altına almaya çalışabilir.
Küresel belirsizliklerin arttığı dönemlerde yatırımcıların güvenli liman arayışı da dolar talebini destekleyebilir. Bu nedenle mevcut görünüm altında doların yıl sonuna kadar güçlü kalabileceğini ve birçok yatırım aracının üzerinde getiri sağlayabileceğini düşünüyorum.
Ancak ABD’nin bugün sahip olduğu güç, gelecekte aynı şekilde devam edeceğinin garantisi değildir. Hatta bana göre ABD, uyguladığı küresel politikaları dengeli şekilde yönetemezse uzun vadede Sovyetler Birliği’nin yaşadığına benzer bir güç kaybıyla karşılaşabilir.
Burada ABD ile Sovyetler Birliği’nin aynı ekonomik ve siyasi sisteme sahip olduğunu söylemiyorum. ABD; piyasa ekonomisi, teknolojik üretim kapasitesi, güçlü özel sektörü, sermaye piyasaları ve doların rezerv para konumu nedeniyle Sovyetler Birliği’nden oldukça farklı bir yapıya sahiptir. Ancak büyük güçlerin zayıflama süreçlerinde bazı ortak noktaların bulunduğunu düşünüyorum.
Sovyetler Birliği, uzun yıllar boyunca askerî kapasitesine, geniş nüfuz alanına ve süper güç konumuna güvendi. Fakat ekonomik verimsizlik, üretim sistemindeki sorunlar, merkezî yapının değişen koşullara uyum sağlayamaması, askerî harcamaların ekonomiye yükü ve kendi nüfuz alanını koruma maliyetleri zaman içerisinde sistemi zayıflattı. Ekonomik durgunluk ve siyasi sistemin toplumu harekete geçirme kapasitesindeki gerileme, Sovyet yönetiminin karşı karşıya kaldığı temel sorunlar arasındaydı.
ABD açısından benzer risk; dünyanın farklı bölgelerinde aynı anda askerî, siyasi ve ekonomik hâkimiyet sağlamaya çalışmanın maliyetidir. Bir ülke küresel liderliğini sürdürmek adına savunma harcamalarını sürekli artırır, çok sayıda bölgede operasyon yürütür ve kendi ekonomik imkânlarının üzerinde sorumluluk üstlenirse zaman içerisinde iç ekonomisini ihmal etme tehlikesiyle karşılaşabilir.
Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa üzerindeki siyasi, askerî ve ekonomik kontrolünü devam ettirme çabası, merkezin üzerindeki maliyetleri artırmıştı. Benzer şekilde ABD’nin Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Asya-Pasifik’ten Latin Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada etkinliğini sürdürmek istemesi de uzun vadede önemli bir ekonomik yük oluşturabilir.
ABD’nin kamu borcu ve bütçe açıkları da bu açıdan dikkatle takip edilmelidir. ABD Kongre Bütçe Ofisinin 2026 projeksiyonlarında federal bütçe açığının 2026 yılında 1,9 trilyon dolar olması, halkın elindeki federal borcun millî gelire oranının ise 2036’da yüzde 120’ye ulaşması beklenmektedir. Artan faiz maliyetlerinin bütçe üzerindeki baskıyı büyüteceği öngörülmektedir.
Borçlanma tek başına bir ülkenin çökeceği anlamına gelmez. Özellikle kendi parasını basabilen ve para birimi küresel rezerv olarak kullanılan ABD için borçlanma kapasitesi diğer ülkelerden daha yüksektir. Buna rağmen borcun sürekli artması, bütçenin giderek daha büyük bölümünün faiz ödemelerine ayrılması ve kamu kaynaklarının üretken yatırımlar yerine borç maliyetlerine gitmesi uzun vadede ekonomik hareket alanını daraltabilir.
Dolar günümüzde hâlâ dünyanın en önemli rezerv para birimidir. Ancak IMF verileri, doların küresel rezervlerdeki payının zaman içerisinde kademeli olarak azaldığını, buna rağmen üstün konumunu koruduğunu göstermektedir.
ABD’nin ekonomik yaptırımları ve doları siyasi baskı aracı olarak sık kullanması, bazı ülkeleri alternatif ödeme sistemleri, yerel para birimleri ve farklı rezerv araçları aramaya yönlendirebilir. Çin’in yuanın uluslararası kullanımını artırma çabası, BRICS ülkelerinin yerel paralarla ticaret arayışları ve merkez bankalarının rezervlerini çeşitlendirmesi bu sürecin örnekleri olarak değerlendirilebilir.
Ancak bu gelişmeler, doların kısa sürede küresel hâkimiyetini kaybedeceği anlamına gelmez. Doların arkasında yalnızca ABD ekonomisi değil; derin finansal piyasalar, yüksek likidite, küresel ticaret ağı, hukuk sistemi ve ABD devlet tahvillerine yönelik geniş bir yatırımcı talebi bulunmaktadır. Bu nedenle doların yerini alabilecek yeni bir para biriminin ortaya çıkması uzun ve karmaşık bir süreç olacaktır.
Benim görüşüme göre ABD’nin önündeki temel çelişki burada ortaya çıkmaktadır. ABD kısa vadede faizleri yükselterek, sermayeyi kendisine çekerek, yaptırımlar uygulayarak ve doların gücünü kullanarak küresel konumunu koruyabilir. Ancak bu gücü aşırı kullandığında diğer ülkelerin alternatif sistemlere yönelmesini de hızlandırabilir.
Sovyetler Birliği de uzun süre boyunca askerî ve siyasi gücünün ekonomik sorunlarını örtmeye yeteceğini düşündü. Fakat ekonomik temel zayıfladığında yalnızca askerî kapasite sistemi ayakta tutmaya yetmedi. ABD de üretim gücünü, teknolojik üstünlüğünü, toplumsal refahını ve mali disiplinini koruyamazsa yalnızca doların rezerv para konumuna ve askerî üstünlüğüne güvenerek mevcut düzenini sonsuza kadar sürdüremez.
Bu nedenle benim yıl sonuna kadar doların yükseleceği yönündeki beklentim ile ABD’nin uzun vadede güç kaybedebileceği düşüncem birbiriyle çelişmemektedir. Bir ülkenin para birimi kısa vadede güçlenirken aynı ülkenin uzun vadeli yapısal sorunları büyüyebilir.
Kısa vadede Fed politikaları, yüksek faizler, küresel belirsizlikler ve güvenli liman talebi doları destekleyebilir. Uzun vadede ise büyüyen kamu borcu, yüksek askerî harcamalar, gelir dağılımındaki bozulma, üretim yapısındaki sorunlar ve küresel sistemin alternatif arayışları ABD’nin gücünü aşındırabilir.
Sonuç olarak ABD’nin bugün dünyanın en güçlü ekonomik ve finansal aktörü olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak tarihte hiçbir ekonomik ve siyasi üstünlük kalıcı olmamıştır. ABD, küresel liderliğini yalnızca baskı, yaptırım ve askerî güç üzerinden sürdürmeye çalışır; iç ekonomik sorunlarını, borç yapısını ve toplumsal refahını ikinci plana atarsa uzun vadede Sovyetler Birliği’nin yaşadığına benzer bir çözülme değilse bile ciddi bir güç ve nüfuz kaybıyla karşılaşabilir.
Benim beklentim, kısa vadede doların güçlenmesi; uzun vadede ise ABD’nin bu gücü ne kadar dengeli kullandığının belirleyici olmasıdır. Gücün devamlılığı yalnızca hâkimiyet kurmakla değil, bu hâkimiyeti ekonomik olarak sürdürülebilir hâle getirmekle mümkündür.
Bu değerlendirme kişisel ekonomik görüşümü yansıtmaktadır ve yatırım tavsiyesi niteliğinde değildir.
Yorumlar